12 Ekim 2010 Salı

Yine manik haldeyim :)

 Efendim beni dışarıda arkadaşlarımla yemekte, özellikle müzikli bir ortamda  ya da herhangi bir sohbet ortamında gören biri benim için "pozitif yaşam söylemlerinin vücut bulmuş hali "tanımlamasını yapabilir; oysa bilmezler ki  aynı arkadaşlarım benim bir türlü geçmeyen kendime güvensizlik, değersizlik, yetersizlik duygu durumlarımdan yıllardır muzdariplerdir. Lakin bu günlerde yine biraz pozitif mevcudiyetimle var olabileceğimi zannediyorum, coşkun/taşkın ve de aşkın olarak...
Şebnem'in bir fotoğrafında gördüm(Zürih'te çekilmiş,  elan merak edip baktım googleden herhalde orası Kunsthaus ve o dönemde Picasso'nun sergisi varmış, neyse Şebo'ya sorarım), bir mermer kaidede(böyle denir diye umuyorum) Pablo Picasso'nun "Kunst waescht den Staub des Alltags von der Seele" diye bir sözü var, ki şöyle çevrilebilir : Sanat ruhun günlük çöpünü temizler. Ne güzel bir söz değil mi, hakikaten sanatın çoğu türünü seviyorum, ne yazık ki fiili olarak ilgilenemedim, umarım bundan sonra o da olur, ama izleyici/okuyucu/dinleyici  olarak elimden geldiği kadar takip ettim...Neyse çok uzattım , bu arada kek de yandı, velhasılı kelam diğer bir deyişle uzun lafın kısası AY BEN BUGÜN İKİ TANE FİLM İZLEDİM HEM DE FİLMEKİMİNDE ve görgüsüzce bunu büyük harflerle yazdıktan sonra diyebilirim ki bu yüzden çok mutluyum_çünkü film festivallerinde zaten zar zor üç beş filme gidip çok zubuzittin filmlere denk gelmişliğim de vardır, hele geçen seneki ağaca dönüşen adamlı Güney Kore filmini seyrederken Hakkın rahmetine kavuşuyordum, o film ruhumu temizlemedi hatta bilakis ruhumu burdu (burada gözümün önüne çamaşır sıkma sahnesi geliyor [böyle nevresim gibi filan, iki kişi iki taraftan buruyor])_iki film de güzeldi , birincisini hele çok beğendim "Güzel Bir Hayat Düşlerken " sonra Yugoslavyanın dağılma süreci ile ilgili biraz daha bilgilenip bu film hakkında bir yazı yazmayı da istiyorum, ikincisinin ismi de "turne" idi , o da hoş bir filmdi.
İki film arasında da en müthiş fast food olan midye tava indirdim mideme Şampiyondan , valla afiyet olsun da löp löp yağ olmasın inşallah.Film bitince de Tünel Meydanındaki en müthiş/ fevkalade/ harikulade /şahane kafe olan (babanın malı mı ki böyle övüyorsun diyecekseniz, cevabım evet) Kum Saati 'ne gittim ve yarım bardak çay içtim , çünkü nazik ve iyi kalpli kocacığım kızlarımı okuldan almış olarak beni almaya geliyordu, ben de onları bekletmek istemediğim için yarım bardak çay istemiştim zaten ,babamı da Eminönüne bıraktık İTO'da işi varmış, biz de oraya gitmişken Ece'ye gereken kitabı Cağaloğlundan alalım bari diye Cağaloğluna yollandık (bu edebi yeni dille yazınsal dil oyunlarımı fark etmeden okumayın çok reca ediciğim). Ki Cağaloğlunda yıllarım geçtiği için orayı çok severim, Tudem'den kitap alacak ve dönüşte canım liseciğimin önünden otomobille de geçecek kadar kısa bir süre bile olsa oralarda bulunduğum için kendimi çok iyi hissettim.
Bu arada Minemin dişi sallanıyor, diş perisiyle ilgili her türlü uydurmamıza inanıyor, artık bugün kendimi aştım .
Tudem'de "Dişimi İstiyorum" diye bir kitap görünce hemen aldım ve arabaya gelince diş perisinin onun için kitapçıya bu kitabı bırakmış olduğunu dişini çekince vereceğimizi söyledim, diş perisinin bizi takip ettiğini düşünüyor şu anda, gerçi hala çok sallanmasına ve arkadan yenisi çıkmış olmasına rağmen izin vermedi, korkuyor , çok da sinir harbi yaptım ama vazgeçtim ,ah yavrum benim...

11 Ekim 2010 Pazartesi

Başarısız Bir Hayatın Hazin Olmayan Öyküsü.

 Ağustos sonunda "Mutluluk Projesi" kitabını okumaya başladım, akabinde de bu bu blogu açtım, ancak bir türlü ikinci yazımı yazamadım, dün "Julie&Julia " filmini dijitürkte izledim, tekrar yazı yazmak için büyük istek duydum.Zannedersem ilk yazımda da belirtmiştim, bende _örneğin İnci Aral'daki ya da Erendiz Atasü'deki ya da Yaşar Kemal'deki ya da ya da ya da bu liste uzar gider yazarlardaki _yaratıcı yazarlık dehası yok; ama isteğim  ve biraz  da dile karşı ilgim  ve yeteneğim var sanıyorum. Hı bir de ne yazık ki aşklı entrikalı maceralı bir hayatım da yok, benim hayatım başarısız bir hayatın hazin olmayan öyküsü.Şimdilik bu kadar, akşam yemeği-bulaşık yerleştirme-dizi-çocukların uyuması zımbırtılarından sonra bugün bir şeyler daha yazabilmeyi umuyorum...