15 Ağustos 2014 Cuma
ELİNİ TUTAN MI VAR?
İçimdeki potansiyeli nasıl dışarı çıkaracağımı bilemem ve bu beni hep rahatsız eder.
Akşam arkadaşlarımla buluştuğumda buna benzer bir şey konuşurken neden blogumu aktif kullanmadığıma geldi konu...
Kederini yazabilirsin dedi can dostum...
Bu hafta çok üzgündüm çünkü, bir çıkış noktası bulamadığım , hiçbir iş başvurum olumlu sonuçlanmadığı için...En kötüsü de dua etmekten bile vazgeçme noktasına gelmek ve umutsuzluğa kapılmaktı...
Gerçi çıkardım kendimi umutsuzluktan, işe yaramıyordu çünkü...
Keder yazmak istemem ben, neşe saçmak isterim...Hep olmuyor elbette...
Ayıplanmaktan korkmak, güçsüz görünmek istememek, birilerini kırmaktan korkmak vs. vs.
Neşe hayatımın içinde hep var aslında, hele şahane kızlarım; onlar çıkarmamı kolaylaştırıyorlar dışarı içimdeki komik ve coşkulu kadını...
Bu hafta bir gece büyük kızımla sohbet ederken bir yandan da gözyaşlarımı tutamıyordum; ama konuşurken akıllı meleğimin benle paylaştığı bilgiler bir sohbet konusu açtı , sonra atlasa baktık konuyla ilgili , sonra alakasız bir geyik doğdu aramızda, şimdi eğleniyoruz İskandinav isimlerimizle ...
Kocam çok katılamıyor eğlencemize , o erkekliğin getirdiği ağır yükü bırakamıyor bir türlü ; hiç katılmıyor da değil hani; ama yazık hepimize , ne gereksiz yükler taşıyoruz.
Bu aralar http://www.dogancuceloglu.net/ ten program tekrarları izliyor ve Doğan Cüceloğlu'nun Savaşçı kitabını okuyorum; gerçi kafam çok dağınık olduğu için çok yavaş gidiyorum, kendimi de kendim olmayanları da anlamakta çok faydalanıyorum; lakin öğrenecek çok şey var daha...
Hep böyle diyorum, sonra yapmıyorum ;ama bugün bir milat olur inşallah ve artık çok -pek çok yazı yazarım...
30 Haziran 2014 Pazartesi
evkadinikitapyazsakachyazar: AH NE YAZSAM NE YAZSAM ...
evkadinikitapyazsakachyazar: AH NE YAZSAM NE YAZSAM ...: Bu blogu ilk oluşturduğumda bu kadar az yazı yazmayı öngörmemiştim elbette...Ama yok bunu yazmayayım saçma olur, bugün moralim bozuk s...
AH NE YAZSAM NE YAZSAM ...
Bu blogu ilk oluşturduğumda bu kadar az yazı yazmayı öngörmemiştim elbette...Ama yok bunu yazmayayım saçma olur, bugün moralim bozuk sıkıntılı şeyler yazarım, şunu yazarsam birileri üzülür gibi gerekçelerle kendi duvarlarıma çarpa çarpa yılda birkaç yazıyı geçememişim...
En son yazımın üstünden neredeyse beş ay geçmiş...Oysa ki benim hayatım o süreçte biraz değişti...Belki de birazdan biraz fazla :)
O yazıyı yazdığım dönemde eşimin iş girişiminin suya düştüğünü idrak etmemizin üzerinden az bir zaman geçmişti. Umudumuzu kaybetmiş ve şaşkındık.Ben çalışmaya karar vermiştim; ama o güne kadar çalışmamış olduğumdan Almanca Öğretmenliği diplomamla iş arayacaktım ve bulsam bile ancak Eylülde işe başlayabilirdim...yatarken ağlıyor kalkarken ağlıyordum...Liseden bir arkadaşımız hastanedeydi; ona da ağlıyordum , velhasılı kelam sıkıntılı bir dönemdi...
Oniki Şubat Çarşamba günü halamlar, ben, kayınvalidem Eyüp Sultan Camii'ne gittik, eniştemle kayınvalidem namaza girdiler , biz de halamla camiin içine girip dua ettik, ben aileme , akrabalarıma , hastanede yatan arkadaşıma ve can arkadaşım Saadet'e ve ailesine, bekar arkadaşlarıma, çocuk isteyen arkadaşlarıma ve o anda aklıma düşen pek çok kişiye dua ettim; Allah'ımdan bana bir yol açmasını diledim...Kendimi çok iyi hissettim, dualarımın kabul olacağına dair bir huzur oluştu içimde ...Hayatımda özel bir gündü...
Aynı akşam daha önce bana ücretli öğretmenlik yapabilirsin diyen, annesi Milli Eğitimde olan arkadaşımı aradım; aynı liseden mezun olduğumuz arkadaşımla da daha geçen yaz dernek toplantılarında tanışmıştım, o bana _zaten ertesi günde okulda bir etkinlikte görüşecektik_ perşembe akşamı gerekli evrakları
söyledi, Cuma günü muhtarın doğru yol göstermesi sayesinde çok kolayca evrakları hazırladım ve pazartesi saat onda Beyoğlu Milli Eğitim'e gittim...
Saat onda Beyoğlu Hükümet Konağındaydım ve saat 12.40'ta Kasımpaşa Ahmet Emin Yalman İlkokulu'nda 2-H sınıfının öğretmeniydim ve şaşkındım...
Yazı böyle pattadanak bitmez ; ama o aynı günü baştan anlatarak ayrı başlıkla bir yazı daha yazmalıyım; şimdilik hoşçakalın yüzbinlerce takipçim :)...
1 Şubat 2014 Cumartesi
DÜŞERKEN/ ÇIKARKEN
Hiç keyfim yok uzun zamandır, diye bir şarkı vardı hani...Benim de yok maalesef epeydir, epey de olmayacak gibi...Blogumu oluşturalı üç yılı geçti , çok yoğun yazamadım, bu süreçte zaten ekonomik krizdeydik, ekonomik kriz yaşayan diğer insanlar gibi hep tedirgin, hep kaygılıydım; ama geçecek bitecek her şey normale dönecek umudu taşıyordum, keyfim yerine gelince yoğun yazarım diye düşündüm...Sıklıkla ve keyifli yazılar yazmaktı amacım. Yazdığım bazı yazılarda da o keyfi yakaladım biraz...Ama şimdi zurnanın son deliğine gelmek üzereyiz, artık umut kapılarımız mı yoksa rızık kapılarımız mı bilemiyorum kapandı...Bu ifade biraz yanlış oldu ; ama başka türlü ifade edemedim...
Şimdi yeni başlangıçlar yapacağız ve herhalde dipten çıkacağız, bunun nasıl olacağını tam bilemiyorum, göreceğiz, birtakım çabalar sarf ediyoruz , bunların sonuç getirip getirmeyeceğini zaman gösterecek...Hayatımızın altı üstüne gelecek, internette çok dolaşan sözdeki gibi belki altı üstünden daha güzel olacak...Eğitimli ama çalışmayan bir anneyim, çocuklarıma kendim baktım, bundan da çok ama çok memnunum...Lakin şimdi 42 yaşında iş hayatına nasıl başlayacağım, bilemiyorum...
İnsan CV'sine "akıllıyım, uzun süreli belleğim çok iyi, iletişim becerim yüksek, dürüstüm, iyi niyetliyim, gayretliyim, kültürden, sanattan, siyasetten haberdarım ..." yazsa iş bulabilir mi?
Hayalim yazmak ve radyo programı yapmak, insan yazar tabi , fakat bunun paraya dönüşmesi uzun zaman alır; radyo programı yapıp geçinebilmek içinse epeydir o işin içinde olmak veya bir şekilde ünlü olmak gerekir herhalde...Ancak bu konuda mucizelere inanmayı sürdüreceğim, Murathan Mungan'ın "Yüksek Topuklar" kitabında bir yerde keşfedilmeyi beklemenin nafile bir çaba olduğundan bahsedilir, yine de bir gün bir lokanta ya da kahvede şen kahkahalarım ve kuvvetli çeneme denk gelen bir medya patronu/ veya yöneticisi benden bir "Radyo Yıldızı " yaratacaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaak....
Şimdilik Almanca Ögretmenliği diplomamla iş arayacağım, başka bir şehirde yaşamayı da göze alarak...Allah benim ve ailemin yardımcısı olsun...
Bu zaman içinde arkadaşlarımın azalacağının , bazılarının dostluğuyla yanımda ve geleceğimde yer alacağının farkındayım. Benim bu yaşta yaşadığım şeyleri insanlar genelde yirmili yaşlarında yaşar, belki şimdi yaşamamın nedeni şimdi kaldırabilecek güçte olmamdır...
Çocukluğumda ve genç kızlığımda hiç maddi sıkıntı yaşamadım; manevi sıkıntılarım vardı o zamanlar...Dört yaşımda annem ölmüştü ve babaannemlerle yaşamaya başladım. Ben altı yaşındayken babam evlendi ve ben babamı 15 günde bir iki saat görerek , hiçbir tatilimi beraber geçirmeyerek yaşadım. Üvey annem bütün hayatını kendi seçtiği 10-15 kişiyle yaşamayı seçmişti çünkü...Bana 7 yaşımda "Sen babanı sık görmek istiyorsun, ama o zaman ben yalnız kalırım, benim yalnız kalmamı ister misin?" dedi...O da öldü annem gibi, o zaman ben iki yaşında çocuğu olan bir anneydim...
Şimdi babaannemlerle yaşamış olmanın bir lütuf olduğunu fark ediyorum, o zaman canım acımış olsa da...Ben hayatımın ilk yarısında yaşadığım sıkıntılarla , bu dünyadaki sıkıntı borcumu ödediğimi düşünür ve gelecekten hiç korkmazdım...
Aslında gerçekten esasen önemli olan hazineye sahibim, sağlıklı ve sevgi dolu bir aile, birkaç iyi dost, bunun için şükrediyorum, hem de milyonlarca defa ....Bir de" para denen şey olmasaydı , iyiydi " derim de , diyemiyorum , çünkü bu gerçek ve "Yalan Dünya"da Zerrin'in "Cihangir Seni Yeneceğim ulan "dediği gibi , ben de bir çözüm bulacağım ulan...(Zerrinsel değil kendimize göre elbette)...
Bu zaman içinde arkadaşlarımın azalacağının , bazılarının dostluğuyla yanımda ve geleceğimde yer alacağının farkındayım. Benim bu yaşta yaşadığım şeyleri insanlar genelde yirmili yaşlarında yaşar, belki şimdi yaşamamın nedeni şimdi kaldırabilecek güçte olmamdır...
Çocukluğumda ve genç kızlığımda hiç maddi sıkıntı yaşamadım; manevi sıkıntılarım vardı o zamanlar...Dört yaşımda annem ölmüştü ve babaannemlerle yaşamaya başladım. Ben altı yaşındayken babam evlendi ve ben babamı 15 günde bir iki saat görerek , hiçbir tatilimi beraber geçirmeyerek yaşadım. Üvey annem bütün hayatını kendi seçtiği 10-15 kişiyle yaşamayı seçmişti çünkü...Bana 7 yaşımda "Sen babanı sık görmek istiyorsun, ama o zaman ben yalnız kalırım, benim yalnız kalmamı ister misin?" dedi...O da öldü annem gibi, o zaman ben iki yaşında çocuğu olan bir anneydim...
Şimdi babaannemlerle yaşamış olmanın bir lütuf olduğunu fark ediyorum, o zaman canım acımış olsa da...Ben hayatımın ilk yarısında yaşadığım sıkıntılarla , bu dünyadaki sıkıntı borcumu ödediğimi düşünür ve gelecekten hiç korkmazdım...
Aslında gerçekten esasen önemli olan hazineye sahibim, sağlıklı ve sevgi dolu bir aile, birkaç iyi dost, bunun için şükrediyorum, hem de milyonlarca defa ....Bir de" para denen şey olmasaydı , iyiydi " derim de , diyemiyorum , çünkü bu gerçek ve "Yalan Dünya"da Zerrin'in "Cihangir Seni Yeneceğim ulan "dediği gibi , ben de bir çözüm bulacağım ulan...(Zerrinsel değil kendimize göre elbette)...
7 Ocak 2014 Salı
Bloguma uzun zamandır yazı yazmıyordum, geçen iki yılda başka oluşumlarda (şimdi kapanmış olan) yazdığım yazıları buraya taşıyacağım, böylece bütün yazılarım aynı çatı altında toplanmış olacak.
İnsana
Tapmak
Artık
olanlarla ilgili bir şey yazmayacağım , isteyen gerçeği görür ve vicdanı
doğrultusunda kararını verir. İstemeyen de gerçeğe gözünü kapar, inanmak
istediğini dinler, onun sözleri gerçek mi değil mi diye sorgulamaz, gerçek
kabul eder ve o doğrultuda davranır…
Beni
şaşırtan “Allah’tan başkasına tapılmaz”
diyecek pek çok insanın resmen bir insana tapması ve onun ağzından çıkanı Allah
kelamı kabul etmesi…
En acımasız
tepkilerine bile “adamcağız ne güzel ,
ne yumuşak yaklaşıyor “ şeklinde yorum getirebilmek nasıl bir anlayışın, eğitimin, terbiyenin ,
vicdanın ürünüdür merak ediyorum…
Bu tutum
aslında Tanrısal anlam yüklenen insan/ insanlar için de çok zorlayıcı aslında…
Bazan vay ben neymişim duygusu insanı mutlu etse de , genelde bu çok büyük de
bir yüktür …Bir noktadan sonra insan delirme noktasına bile gelir maazallah…
Bir insanın
en yüksek sosyo-kültürel ve
sosyo-ekonomik seviyede olduğunu varsaysak bile onun da etten kemikten olduğu
duyguları olduğu gerçeği değişmez . Her insanın hata yapma hakkı vardır, ama
onu gözünde çok büyüten ve her şekilde arkasından giden biri ilk hatasında bunu
fark etmese bile onuncusunda fark eder değil mi ? Fark eder çünkü o da aklı ve
sezgileri olan biridir ve o da bir değerdir . Peki hiç fark etmiyorsa sorun
nerededir?
Başka bir
insanı Tanrı yerine koymak ve kendini yok saymak , kişiliksizleştirmek neyin sonucudur? Bir insan bu noktaya nasıl
gelir?
Bir de şunu
sormak isterim ki madem bir insan bu kadar Tanrısallaştırılacak kadar
yücedir-Tanrı kulundan kendi için bir şey istemez, kulunun daha iyiye doğru
gitmesini ister ve bunun için de akıl- fikir vermiştir-gerçekten istediği
sadece kullarının iyiliği midir?
Benim kafam
çok karışık, siz ne dersiniz???
( 2013 Yazı)
20 Ağustos 2012 Pazartesi
HOŞ GELDİN 40 YAŞIM
Artık 40 yaşında bir kadınım, bir anneyim,bir insanım...
Geçmişte (günümüzde de tabii) pek çok şair, yazar, bilim adamı ,
ressam, oyuncu,müzisyen ,filozof bu yaşa gelemeden ölmüş ;ama adlarını tarihe
yazdırmışlar...
Ben de ilkgençliğimde önemli bir insan olacağımı bir
şekilde hayata iz bırakabileceğimi düşündüm ,şimdilik böyle bir iz yok.
İç dünyamla tam olarak uyumlu bir hayat yaşayamadım şimdiye kadar, iç
dünya dış dünya arasındaki hatlarda sorunlar oldu, bunlar bazen
psikolojik,bazen sosyolojik,bazen ekonomik, bazen de tembelojik
sorunlardı: Ekonomik özgürlüğüm olması , gezgin olmak, festival kuşu
olmak, entelektüel olmak, sanatla daha yakın olmak iç dünyamın
arzuladığı şeylerdi... Bunlar şimdilik gerçekleşmedi ; fakat
ilkgençliğimdeki planımda olmayan eş olma ve anne olma durumu meydana
geldi ki ANNELİK bana bir mucizevi mutluluk gibi geldi: içimdeki sevgiyi
, biriktirdiğim bilgiyi, sahip olduğum neşeyi akıtabileceğim iki
prensesim oldu ; onlarla birlikte ve onlar sayesinde yeni şeyler öğreniyorum,
eğleniyorum, olgunlaşıyorum ve çocuk kalabilerek büyüyorum. Yaklaşık bir
yıldır daha aza indirgemeyi başardıysam da sevgi ve neşe saçan
kişiliğimin arka planında hep bir kendini yetersiz hissetme, kendini
suçlama vs.gibi bir durumum var; kırk yaşındaki ilk ve en büyük kararım
KENDİMLE BARIŞMAK ...Bu kararla birlikte de KENDİMİ SEVMEK ve gelişime
açık olmayı bırakmadan KENDİMİ OLDUĞUM GİBİ KABUL ETMEK...
Allahımdan bana sağlıklı en az bir otuz
yıl daha lütfetmesini ; çocuklarımı sağ salim mutlu mesut büyütmeyi ,
daha çok şey bilmeyi ,şan dersi almayı/ şarkı söylemeyi,dans etmeyi, oyunculuk dersi almayı,daha çok yer görmeyi, para kazanmayı ve belli bir
konfor içinde yaşamayı nasip etmesini diliyorum, bu esnada da
potansiyelimi sonuna kadar kullanabilecek bir güç ,güçlüklere
dayanabilecek bir olgunluk ve sabır istiyorum...
Benim şimdiye
kadar hayatıma girmiş benim ben olmamı sağlamış herkese teşekkür
ediyorum ve diyorum ki HOŞ GELDİN KIRKLIK BEGÜM SENİ SEVİYORUM!!!
Benim şimdiye kadar hayatıma girmiş benim ben olmamı sağlamış herkese teşekkür ediyorum ve diyorum ki HOŞ GELDİN KIRKLIK BEGÜM SENİ SEVİYORUM!!!
8 Nisan 2012 Pazar
Haftadan geriye kalanlar ve blog yazmaya yeniden merhaba...
Blog yazmamı dört gözle bekleyen milyonlara merhaba...2011'i sıkıntılarımdan söz etmemek için blog yazmadan geçirdim, ama şimdi yeniden yazmaya hazırım (inşallah, galiba ,sanırsam).Bu gece ya da yarın sabaha doğru uzuuuuuunca bir yazı yazmak istiyorum. Benim için değişik farklı duygularla dolu bir haftaydı, yazılmadan geçmemeli...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
